Hiç kendinizi hatalarınızın, yanlış kararlarınızın, geçmişinizin, günahlarınızın altında ezilmiş bir şekilde buldunuz mu?
Yahut "sanki duygularımı kaybettim, hiç bir şey hissedemiyorum" dediniz mi?
Düşünün ki bir insan yıllardır hasta. Herkes artık ondan umudunu kesmiş, öleceği günü bekler hale gelmiş. Hasta, hasta olduğunun farkında fakat iyileşmek için hiç bir çaba sarfetmiyor. Sadece her sabah uyanıp, artık ondan umudunu kesmiş olan insanlarla aynı havayı soluyor. Zamanla çevresinden etkilenip, oda kendinden umudunu kesiyor.
Hikayedeki hastanın yerine kendimizi koyalım. Bizimde kalbimiz hasta. Belki bunu kendimize bile itiraf edemiyoruz ama vaziyet bu. Etrafımız bizden vazgeçmiş insanlarla çevrili. Hatta bizde onlardan biriyiz. Ama gözden kaçırdığımız bir şey var. Bizden vazgeçmemiş olan bir varlık hala var. Ve o varlık eğer bizim her sabah tekrar uyanmamıza müsade ediyorsa, kalbimizi diriltmemizi, üzerimizdeki ölü toprağını silkelememizi, geçmişi düşünüp umutsuzluğa kapılmak yerine tevbe etmemizi istiyor.
Kim mi? "Rabbimiz."
Umutsuzluğun nirvanasında dolaştığım bir günde Kur'an meali karıştırırken bir ayetin açıklama kısmında şu cümleyle karşılaştım: "Kur'an kuraklığın ardından yağan rahmet gibidir, ölü kalplere can verir."
Cümleyle karşılaşır karşılaşmaz işte dedim, benden vazgeçmeyen bir varlık var.
Bizi yaratan elbet bize neyin şifa olacağınıda bilir. Önümüze konulmuş hazır bir şifa kaynağı, bir rehber var.
Hala okumayacak mıyız?
Gerçekten çok güzel bir yazı tebrik ediyorum...
YanıtlaSil